Sultani

 

İndeks | İleri | Geri

Gazetecilik eğitimi mi aldınız ?
Hayır, ben Marmara Üniversitesi'nde Ticari Bilimler Fakültesi'nde okudum. Maliye ve Muhasebe bölümünden mezun oldum. Bir sene de master yaptım. İlk zamanlar ekonomi alanında uzman bir gazeteci olurum diye düşünüyordum. Ancak bu bir palavraymış, öyle bir şey hiç gerçekleşmedi. İyi ki de yapmamışım. Okulu zaten yedek subay olalım diye bitiriyorduk. Çünkü o zamanlar ancak üniversite bitirenler yedek subay olabiliyordu. Gerçi hala öyle ama... 

Mesleğinizi seviyor musunuz ? Tavsiye eder misiniz ? 

Ben biraz önce ne kadar sevdiğimi anlattım, gerçekten çok seviyorum. Oğlum var benim, ona da mesela önerdim gazeteciliği. Gazetecilik, televizyonculuk okumasını önerdim. O da yurt dışında sinema ve televizyon öğrenimi yaptı. Ama aynen benim maliye ve muhasebe okumam gibi o da döndüğünde gazeteci ya da televizyoncu olmadı. Müzikle uğraşıyor, besteler yapıyor, şarkı söylüyor. Kendini müziğe verdi. Yani oğluma bile tavsiye ettiğim bir şey, tabii ki de herkese tavsiye ederim. Hatta bazen şaşarım; bu insanlar gazetecilik yapmadan nasıl yaşıyorlar, nasıl mutlu oluyorlar, etrafta onca insan var diye. Abartılı gelmesin size, ben gazeteci olup da çalışamamış, mutlu olamamış insanlar için içim burkulur. Üzülürüm, bu heyecanları yaşayamadıkları için...

Gazeteci olmasaydınız, hangi mesleği isterdiniz?

Tiyatrocu olmayı çok isterdim. Amatör olarak pek çok tiyatro grubunda yer aldım. Sinema filmlerinde, dizilerde oynadım. Kendi yazdığım bir senaryoyu hem yönettim, hem de başrol oyuncularından biri oldum. Belki de aileden gelme bir istek bu. Çünkü bizim ailede herkes; müzikle, sahneyle uğraşıyordu. Annem, babam, oğlum, teyzem, dayım... Benim dışımda... o da etkiledi beni, ben de amatör olarak yaptım bu sanatları.

ATV ve Sabah'tan önce nerelerde çalıştınız ?
Ben söylediğim gibi Dünya Gazetesi'nde başladım ama uzun bir süre liman dolaştım. Milliyet'te çok uzun süreler çalıştım. Bir ara Hürriyet grubunda çalıştım. Sabah'ın ilk kuruluşunda da vardım. ATV ilk kurulduğunda da ilk programını yaptım. A Takımı benim tek programım. 11. yılına girdik. 32. günün de ilk ekibindenim; TRT'de, o zaman tek kanal olarak TRT vardı Türkiye'de. Bunun dışında yurt dışında çalışmalarım oldu SİPAPRESS'de çalıştım, Dünya'nın en büyük fotoğraf ajanslarından biridir. Uzakdoğu foto muhabiri olarak çalıştım. Artık fotoğrafçılığı hobi gibi yapıyorum. Çok fazla fotoğraf çekiyorum ama bunlar artık eskisi gibi gazeteler, dergiler için değil de, kendim için çekiyorum. Ama çektiğim fotoğraflar gazetelerde, dergilerde yayınlanınca da çok seviniyorum doğrusu. 

Son olarak Galatasaray İlköğretim Okulu öğrencilerine söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Evet, çok güzel bir okulda okuyorlar. Özellikle Anadolu'ya gittiğim zaman, öncelikle ilköğretim çağındaki öğrencilerimizin sorunlarına ilgi duyan bir insanım. Bu anlamda kampanyalar da düzenledik A Takımı olarak; Beyaz Tebeşir, Şırnak Ekspres... adı altında, hatta Diyarbakır ve İstanbul'da iki tane okul yaptırdı A Takımı. İki tane ilköğretim okulu: birinin adı Beyaz Tebeşir, diğerinin ki ise Şiir Mektebi. Anadolu'ya gittiğim zaman, özellikle de Güney Doğu ve Doğu Anadolu'da çok zor şartlar altında eğitim aldıklarını görüyorum. Ben sana bir tanesini anlatayım; Ağrı'ya gitmiştim, Doğu Bayazıt'a, orada kaymakam kendi kızının da olduğu bir sınıfa götürmüştü beni. Kızın bir elinde defter kalem, öbür elinde de böyle tekerlek gibi bir şey vardı. Bu nedir diye sorduğumda bana tezek cevabını verdiler. Ne işi var dediğimde ise öğretmen istiyor dediler. İçeri girdim, o kızın elindeki tezekten sobanın yanında bir sürü var. Bunları sobada yakıyorlarmış ve bunları getirmeyen, okula alınmıyormuş, bu kaymakam kızı için de böyleydi. Biraz da örnek olsun diye yapıyormuş kaymakam zaten, çünkü ısınmalarını o tezeklerle sağlıyorlarmış. Tezek dediğimiz hayvan dışkısından yapılan bir şey. Bu anlattığımın oradaki koşulları anlamamız için iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum. Beyaz Tebeşir kampanyasının çıkışı da çok enteresandı. Gerçi hala devam ediyor böyle durumlar... Çocukların yazacak bir kara tahtaları ve tebeşirleri yok, binlerce on binlerce çocuğun... Kuma dal parçalarıyla Atatürk yazıyorlardı örneğin. O beni çok etkiledi ve seyirciye kumun üzerine yazılan yazılar tutmaz, Atatürk de yazsanız tutmaz, yazı orada kalmaz. Bu yüzden bu çocukların tebeşiri, tahtası olması gerekiyor. İşte Beyaz Tebeşir kampanyası bu şekilde çıktı. Zaten İstanbul gibi bir metropolde sosyal dokunun getirmiş olduğu imkanlar, artı bir de Galatasaray gibi çok köklü, çok çağdaş bir eğitim kurumunun, hele de ilk basamağından başlayarak yükselen bir süreci yaşamak, aklınızın şu anda alamayacağı kadar, iyi bir avantaj. Sanırım onu en iyi şekilde kullanıyorsunuzdur. Herkesi gözlerinden öpüyorum. Hoşça kalın...
Çiğdem TALU